EV İÇİNDEN KAMUSAL ALAN: KADINLARIN AİLEDEKİ ROLÜ VE MESLEK SEÇİMİ

Spot
Toplumsal cinsiyet kalıpları, aile içindeki geleneksel iş bölümünü pekiştirmekte; bu doğrultuda kadınların kariyer tercihlerini ve iş gücündeki konumunu doğrudan belirlemektedir.
Tarihsel Dönüşüm ve Aile İçi Rollerin İnşası
Toplumun temel kurumu kabul edilen aile, bireylerin toplumsal cinsiyet rollerini ilk kez edindiği ve içselleştirdiği merkezî bir sosyalleşme alanı teşkil etmektedir. Tarihsel süreçte avcı-toplayıcı topluluklardaki ortak üretim düzeni, mülkiyet kavramının ortaya çıkması ve yerleşik tarıma geçişle birlikte köklü bir dönüşüme uğramıştır. Delaney’in (2001) vurguladığı üzere tarım toplumunda kadın ve toprak üretkenlikle özdeşleşirken; sanayileşmeyle beraber üretimin fabrikalara taşınması ve toprağın ekonomik değerini yitirmesi, kadını üretim sürecinin dışına iterek ev içi tüketici konumuna indirgemiştir. Modern dönemde Cumhuriyet kazanımları, yasal güvenceler ve hizmet sektörünün genişlemesi kadınların eğitim ile çalışma hayatına katılımını önemli ölçüde artırmıştır. Buna karşın, ev içi bakım ve gündelik sorumlulukların hâlen kadının asli görevi olarak görülmesi, söz konusu eşitliğin pratik düzeyde tam anlamıyla gerçekleşmesini sınırlandırmayı sürdürmektedir.
Sembolik Şiddet, Cinsiyetlendirilmiş Bedenler ve Meslekler
Toplumsal cinsiyet; biyolojik farklılıkların ötesinde dil, renkler, bedensel pratikler, mekânsal kısıtlamalar ve oyuncaklar aracılığıyla erken çocukluktan itibaren aşamalı olarak inşa edilmektedir. Butler’ın (2008) belirttiği üzere cinsiyet, salt biyolojik bir veri olmaktan ziyade iktidar, kültür ve inanç ekseninde sürekli tekrarlanan kültürel bir performansa ve taklide dayanmaktadır. Söz konusu inşa süreci, gündelik hayatta kalıplaşmış eril söylemler ve toplumsal beklentiler vasıtasıyla meşrulaştırılmaktadır. Bourdieu’nün (2014) "sembolik şiddet" kavramıyla açıkladığı bu mekanizma, hiyerarşik cinsiyet düzeninin bireyler tarafından tabiî, evrensel ve kaçınılmaz kabul edilmesini sağlamaktadır. Bu noktada Soylu ve Esen’in (2022) makalesinde ifade ettiği gibi; kadınlar çoğunlukla aile ve bakım emeğini aksatmayacağı varsayılan öğretmenlik veya hemşirelik gibi mesleklere yönlendirilirken, mühendislik, teknoloji veya üst düzey yöneticilik gibi alanlar erkek egemen yapısını korumaktadır. Bu durum, yatay ve dikey mesleki ayrışmayı derinleştirerek ücret eşitsizliğini ve hane içindeki geleneksel otorite yapısını sistematik olarak yeniden üretmektedir.
Sonuç ve Değerlendirme
Bireylerin rasyonel ve tamamen özgür iradeleriyle gerçekleştirdiği varsayılan mesleki tercihler, esasen Althusser’in (2014) işaret ettiği aile ve eğitim gibi ideolojik aygıtlar vasıtasıyla erken yaşlarda yapılandırılmaktadır. Manevi kültür unsurları, normlar ve yerleşik zihinsel kabuller maddi koşullardan daha yavaş dönüştüğü için ataerkil yapıların çözülmesi zaman almaktadır. Bununla birlikte, yeni kuşakların eşitlik talepleri, kadınların artan eğitim düzeyi ve yükselen toplumsal farkındalık, kadınların mesleki sınırlarını genişletmede ve kamusal alandaki varlıklarını güçlendirmede önemli bir dönüşüm zemini sunmaktadır.
Kaynakça
· Althusser, L. (2014). İdeoloji ve devletin ideolojik aygıtları (Y. Alp & M. Özışık, Çev.). İthaki Yayınları.
· Bourdieu, P. (2014). Eril tahakküm (B. Yılmaz, Çev.). Bağlam Yayınları.
· Butler, J. (2008). Cinsiyet belası: Feminizm ve altüst edilen kimlik (Y. Alogan, Çev.). Metis Yayınları.
· Delaney, C. (2001). Tohum ve toprak: Türk köy toplumunda cinsiyet ve kozmoloji (A. Bora & S. Somuncuoğlu, Çev.). İletişim Yayınları.
· Soylu, A. ve Esen, Y. (2022). Öğretmenlik meslek seçimi ve meslek kimliğinin kurulumunda toplumsal cinsiyetin rolü. Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 22(3), 1105-1123.



Keyifli okumalar.
👏