top of page

Grup Akışı

Aşağıda grupları ve gönderileri görüntüleyin.


Bu gönderi, önerilen bir gruptan

18 görüntülenme

Bu gönderi, önerilen bir gruptan

Tülin Yildirim
12 saat önce · This Is Sosyoloji grubunda paylaşım yaptı

Herkes Kendi Hayatını mı Yaşıyor?

Hiç düşündünüz mü, verdiğimiz kararların ne kadarı bize ait?

Hangi mesleği seçeceğimiz, nasıl giyineceğimiz, kimlerle arkadaşlık kuracağımız ve nasıl bir hayat yaşayacağımız… Bütün bunların yalnızca kendi tercihlerimiz olduğunu düşünüyoruz. Peki, gerçekten öyle mi?

Sosyolojik açıdan birey, toplumdan bağımsız bir varlık değildir. İçinde büyüdüğümüz aile, eğitim aldığımız kurumlar, arkadaş çevremiz ve yaşadığımız kültür; düşüncelerimizi ve davranışlarımızı şekillendirir.

Bazen bir mesleği gerçekten istediğimiz için değil, toplumda saygın kabul edildiği için seçeriz. Bazen bir hayatı mutlu olacağımız için değil, başkalarının gözünde başarılı görünebilmek için isteriz.

Özellikle sosyal medya, başkalarının hayatlarını kendi hayatlarımızla karşılaştırmamıza neden olabilir. Başkasının başarısını, mutluluğunu ve yaşam tarzını gördükçe kendi hayatımızı sorgulamaya başlarız. Zamanla ne istediğimizi değil, neye sahip olmamız gerektiğini düşünürüz.

15 görüntülenme
Yasemin Gün
9 saat önce

Genellemeye bakarak kendi hayatımızı yaşadığımızı düşünüyoruz. Daha dünyaya gözlerimizi açmadan ebeveynler çocuklarının giyeceği, yiyeceği, gideceği okul ve edineceği mesleğe kadar kendi kararlarını verip bunları dayatıyorlar.Hâl böyle olunca da bireyin iradesi ve sen yapma özgürlüğü kısıtlanmış oluyor, sorgulamadan söyleneni yapan insanlar çoğalıyor. Özgürlük tüm bu süreç içerisinde kendi değerlerimizi sorgulamaktan ziyade ben seçme hakkını yaratıp o yöne yönelmek olduğunu düşünüyorum. 💭

Bu gönderi, önerilen bir gruptan

18 görüntülenme

Bu gönderi, önerilen bir gruptan

Tülin Yildirim
21 saat önce · This Is Sosyoloji grubunda paylaşım yaptı

Mutluluk zorunluluğu; Ne zaman mutsuz olma hakkımızı kaybettik?


Bugün modern toplumda görünmez ama demirden bir kuralımız var: Mutlu görünmek zorundasın.

Sosyal medya akışlarına baktığımızda herkesin hayatı harika, kariyerleri kusursuz, ilişkileri masalsı ve sürekli bir gelişim halindeler. Peki ya arka plandaki gerçekler?

Toksik Pozitivizm: Acıyı, yorgunluğu, hayal kırıklığını veya öfkeyi bastırmak; bireyin duygusal olarak robatotlaşmasına yol açıyor.

Mutluluğun Pazarlanması: Endüstri, mutsuzluğumuzu bile bize "kişisel gelişim" kılıfıyla pazarlıyor; her an "daha iyi" olmak zorunda olduğumuz inancını aşılıyor.

Yalnızlaşan Acılar: Herkes sadece gülümseyen yüzünü sergilediğinde, insan kendi içindeki karanlıkla yapayalnız kalıyor. Çünkü zayıflık göstermek modern dünyada neredeyse bir suç.

Sosyolojik olarak bu durum, duygularımızın bile metalaştığını ve kontrol altına alındığını gösteriyor. Gerçek toplumsal bağlar ise sadece kusursuzlukta değil, kırılganlıklarımızı ve ortak dertlerimizi paylaşabildiğimizde kurulur.


24 görüntülenme
Emine Türemiş
Emine Türemiş
9 saat önce

​Mutlu görünme zorunluluğu, özellikle Amerikan toplumunda kültürün getirdiği güçlü bir yansıma olarak topluma yerleşmiş görünüyor. Bireyselleşmenin yarattığı bu illüzyon, insanları derin bir yalnızlığa sürükleyebiliyor ve toplumdaki intihar oranlarının artmasında da bir rol oynadığı düşünülebilir. İnsanlar artık gerçek dertlerini birbiriyle paylaşmakta zorlanıyor.

​Benim kanaatime göre dertler genellikle gelip geçicidir; insan, yaşadığı en ağır durumların içerisinde bile sonsuza kadar kalmaz. Fakat bu yüzeysel düzende insanlarla köklü bağlar kurmak giderek zorlaşabiliyor. Arkadaşlık türleri bile adeta kategorilere ayrılmış durumda: İş arkadaşı, oyun arkadaşı, iyi gün arkadaşı, yürüyüş arkadaşı, etkinlik arkadaşı, çocukluk arkadaşı... Değişen dünya düzenine ayak uydurmak kolay değil. Her insanın kendi geçmiş deneyimleri, farklı bakış açıları ve kendine özgü bir hayat görüşü var. Ancak günümüzde ilişkiler bazen çabalamaya değer görülmeyebiliyor; derin dostlukların yerini daha yüzeysel ilişkilere bıraktığına sıklıkla tanık oluyoruz. ​Öte yandan, zaman algımızdaki illüzyon ve baş döndürücü teknolojik gelişmeler, hayatımızı kolaylaştırmaktan ziyade bizi zamanı verimli kullanmakta zorlayabiliyor. Her geçen gün ilerleyen yapay zekâ uygulamalarıyla birlikte gerçekliğin kendisini daha sık sorgular hale geliyoruz. Küresel yapının bu hızlı değişimi, sahip olduğumuz zamanı tüketirken bizi adeta sürekli bir fayda-zarar analizine itiyor. Oysa mutlu olmak da tıpkı öfke, çaresizlik veya üzüntü gibi insani ve geçici bir duygudan ibarettir. Sosyal medyada yansıtılan mutlu olma baskısı anlık bir gerçekliğe karşılık gelse de izleyicinin farkındalığına, algısına ve kendine bakış açısına göre farklı şekillerde alımlanabilir. Bu durum, bireyde sıklıkla bir "geç kalmışlık" hissine ve zamanla eylemsizliğe dönüşen bir yetersizlik duygusu üretebilir. Esasen statü fark etmeksizin her insan hayatın zorluklarını birebir deneyimler. Sosyo-ekonomik statü bu zorlukları daha hızlı aşma ve kendi potasında eritme kolaylığı sunabilirken; bu imkânlara sahip olmayanlarda ise çaresizlik hissini pekiştirebilir. Tüm bu çalkantıların ortasındaki "mutlu olma baskısı", bireyin kendine adım adım yabancılaşması riskini doğurabiliyor. Bir sosyolog olarak var olan tüm bu değişimleri ele alırken zihnimde ciddi bir sosyolojik yığılma hissediyorum; bu durumun biz sosyologların zihinsel yükünü her geçen gün daha da artırdığını düşünüyorum.

Bu gönderi, önerilen bir gruptan

35 görüntülenme

Bu gönderi, önerilen bir gruptan

Berkan Kamiş
evvelsi gün · This Is Sosyoloji grubunda paylaşım yaptı

This Is Sosyoloji grubumuza hoş geldiniz! Burası birbirimizle bağlantı kurabileceğimiz ve paylaşımda bulunabileceğimiz bir alan. Düşüncelerinizi yayınlayarak, medya paylaşarak veya bir anket oluşturarak başlayabilirsiniz.

48 görüntülenme
bottom of page